İklim değişikliği
her gün kendisini bize daha fazla hissettiriyor. Yaşanılan kuraklıklar, Konya
ovasında çekilen yeraltı suları nedeni ile çöken tarlalar, kutuplarda
buzulların erimesi . . .
Geçen yıl iklim
değişikliğinden en fazla etkilenen ülke ABD ve Avustralya oldu. 2012 yılı
Amerika’nın tarihindeki en sıcak ve en kurak yılı oldu. Yılın neredeyse her
ayı, rekor sıcaklıkların gerçekleştiği aylar olarak tarihe geçti. Bu kuraklığın
üstüne, yılın sonunda Amerika’nın kuzeydoğu bölgesi görülen en soğuk ve karlı
günlerini yaşadı. Yaşanan bu aşırı iklim gerçekleri, ABD’deki iklim değişikliği
hakkında kuşkulu olan bir çok kişiyi ikna etti. Avustralya’da büyük bir
kuraklık yaşandı.
Bu yaşananlar ve
atmosferdeki karbon dioksit oranındaki artışlar hakkında iklim uzmanlarının bilimsel
çalışmaları, etkili konumda olan bir çok kişi ve kuruluşu etkiledi.
Etkilenenler arasında Türkiye ve bazı gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler yok.
Hatta Kanada ve Japonya Kyoto protokolünden çekildiklerini bildirdiler.
18 Kasım 2012’de Dünya
Bankası Başkanı Dr. Jim Yong Kim,
Potsdam Institute’a hazırlattırdıkları Turn Down the Heat “Sıcaklığı
Düşürün” raporunun tanıtımını yaptı. Raporun en önemli mesajı, Dünya, İklim
Değişikliği konusunda harekete geçmez ise dünyanın ısınması, tehlike sınırı
olan 2 derecelik ısınmayı aşacak ve dünya 4 derece ısınacak. Yine rapora göre, iklim
değişikliği, en fazla dünyanın en fakir bölgelerini etkileyecek. Kim, Dünya Bankası’nın ülkelere, karbon
emisyonlarını azaltıcı, iklim deşiğişliğine adaptasyon kapasitelerini arttırıcı
ve yeşil büyümelerini destekleyici yatırımlara destek vereceğini söyledi.
İklim konusunda bir ikaz da Uluslararası Enerji Ajansından
geldi. Yine Kasım 2012’de yayınladıkları 2012 World Energy Outlook ‘Dünyanın Enerji Görünümü’ Raporunda, hidrokarbon tüketimi
hakkında şunları yazdılar: Dünya, küresel ısınmayı 2 derecede sınırlamak
istiyorsa, kanıtlanmış hidrokarbon (petrol, doğal gaz, kömür) rezervlerinin
2050 yılına kadar, en fazla üçte birini tüketebilir.
Bir sonraki uyarı
IMF Başkanı Christine Lagarde’dan, Davos’da Dünya Ekonomik Forumu’nda geldi. Muhafazakar kimliği ile politik
hayatta yer alan C. Lagarde, ‘Doğal Kaynak teminindeki zorlukların ve İklim
Değişikliğinin yarattığı sıkıntıların, önümüzdeki dönemde ciddi sosyal ve
ekonomik sarsıntıları yaratma potansiyeli taşıyor. Yeni bir çeşit büyümeye
ihtiyacımız var. Büyümemiz, ama
çevresel sürdürülebilirliğe saygılı, yeşil büyümemiz lazım. İyi ekoloji iyi
ekonomidir’; ayrıca, bir soruya cevaben, ‘iklim değişikliği için şimdi harekete
geçmez isek, gelecek nesiller haşlanacak, pişecek ve hatta kızaracaktır’ dedi.
İklim değişikliğini gündeme taşıyan diğer bir kişi de, 12
Şubat 2013’de yaptığı geleneksel, Birliğin Durumu konuşması ile ABD Başkanı Barrack Obama oldu. Konuşmasının medyaya
fazla yansımayan kısmında Obama, kayıtlardaki
en sıcak 12 yılın son 15 yılda gerçekleştiğini; sıcak dalgalarının,
kuraklıklar, büyük orman yangınlarının ve sellerin artık daha sık ve şiddetli
olduğunu söyledi. Obama, Kongre’ye bir de görev verdi: ‘Kongre, piyasa bazlı
bir yaklaşımla, kirliliği azaltmak, halkı iklim değişikliğinin sonuçlarına
katlanmaya hazırlamak ve sürdürülebilir enerji kaynaklarına geçişi hızlandırmak
için harekete geçsin. Değilse gereğini Başkan olarak ben yapacağım’ dedi.
Ayrıca, önümüzdeki 20 yılda evlerde ve işyerlerinde ısraf edilen enerjiyi
yarıya indirme hedefini verdi.
Dünyadaki tüm bu
önemli aktörlerin, iklim değişikliğinin, tahmin, tesadüf değil bir gerçek
olduğunu ifade etmelerinin pek çok kişi ve kurumu harekete geçirmesi beklenmelidir. Sürdürülebilir büyüme için bir çok
önlem gündeme gelecektir.
Almanya, yaptığı
enerji yatırımları sonucunda, 2012 yılında bir gün, kullandığı tüm elektrik
enerjisini güneş enerjisinden sağladı.
Konuyu bir güvenlik
sorunu olarak gören İngiltere Dışişleri Bakanı, kendisine İklim Değişikliği
Konusunda Özel Görevli olarak eski bir deniz subayı olan Neil Morisetti’yi
atadı.
ABD Pasifik
Kuvvetlerinin başındaki Amiral Samuel J. Locklear III, ‘Pasifikteki enbüyük tehdit bir Çin atağı veya Kuzey Kore füze saldırısı değil iklimdeğişikliğidir’ dedi.
Amerika’nın dış
politikada etkin yayınlarından Foreign Policy Dergisi, geçtiğimiz aylarda, ABD,
‘büyük stratejisini’ sürdürülebilirlik üzerine oluşturabilir konusunda bir yazı
yayınladı.
Ancak maalesef
Türkiye’nin bu konuda büyük bir stratejisi yok. EPDK, Türkiye Kömür İşletmeleri
ve Enerji Bakanlığı, kömüre dayalı santrallerin kurulması, bunların nasıl
finanse edileceği hesaplarını yapmaktadır. Maliye Bakanlığı ve Hazine,
yenilenebilir enerji yatırımlarına gerekli desteği vermemekteler.
Buna, Çevre ve
Şehircilik Bakanlığı’nın İklim Değişikliği Şubesini kapatması; Meclis’teki
Tabiat Kanun Tasarısı ile, bir çok büyük yatırımı ÇED (Çevre Etki Değerlendirmesi)
raporundan muaf hale getirmesi; çevre konusunda denetim yapması gereken İl
Çevre Müdürlüklerinin görev yapmaması ve daha bir çok olumsuzluk etkilenebilir.
Oysa sürdürülebilir
kalkınma ve iklim değişikliği konuları münferit bakanlıkların dar çerçevesinden
çıkartılıp, bir hükümet stratejisi olarak ele alınma zamanı çoktan gelmiştir.