Saturday, March 23, 2013

İklim Değişikliği Gerçeği


İklim değişikliği her gün kendisini bize daha fazla hissettiriyor. Yaşanılan kuraklıklar, Konya ovasında çekilen yeraltı suları nedeni ile çöken tarlalar, kutuplarda buzulların erimesi . . .

Geçen yıl iklim değişikliğinden en fazla etkilenen ülke ABD ve Avustralya oldu. 2012 yılı Amerika’nın tarihindeki en sıcak ve en kurak yılı oldu. Yılın neredeyse her ayı, rekor sıcaklıkların gerçekleştiği aylar olarak tarihe geçti. Bu kuraklığın üstüne, yılın sonunda Amerika’nın kuzeydoğu bölgesi görülen en soğuk ve karlı günlerini yaşadı. Yaşanan bu aşırı iklim gerçekleri, ABD’deki iklim değişikliği hakkında kuşkulu olan bir çok kişiyi ikna etti. Avustralya’da büyük bir kuraklık yaşandı.

Bu yaşananlar ve atmosferdeki karbon dioksit oranındaki artışlar hakkında iklim uzmanlarının bilimsel çalışmaları, etkili konumda olan bir çok kişi ve kuruluşu etkiledi. Etkilenenler arasında Türkiye ve bazı gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler yok. Hatta Kanada ve Japonya Kyoto protokolünden çekildiklerini bildirdiler.

18 Kasım 2012’de Dünya Bankası Başkanı Dr. Jim Yong Kim, Potsdam Institute’a hazırlattırdıkları Turn Down the Heat “Sıcaklığı Düşürün” raporunun tanıtımını yaptı. Raporun en önemli mesajı, Dünya, İklim Değişikliği konusunda harekete geçmez ise dünyanın ısınması, tehlike sınırı olan 2 derecelik ısınmayı aşacak ve dünya 4 derece ısınacak. Yine rapora göre, iklim değişikliği, en fazla dünyanın en fakir bölgelerini etkileyecek.  Kim, Dünya Bankası’nın ülkelere, karbon emisyonlarını azaltıcı, iklim deşiğişliğine adaptasyon kapasitelerini arttırıcı ve yeşil büyümelerini destekleyici yatırımlara destek vereceğini söyledi.

İklim konusunda bir ikaz da Uluslararası Enerji Ajansından geldi. Yine Kasım 2012’de yayınladıkları 2012 World Energy OutlookDünyanın Enerji Görünümü’  Raporunda, hidrokarbon tüketimi hakkında şunları yazdılar: Dünya, küresel ısınmayı 2 derecede sınırlamak istiyorsa, kanıtlanmış hidrokarbon (petrol, doğal gaz, kömür) rezervlerinin 2050 yılına kadar, en fazla üçte birini tüketebilir.

Bir sonraki uyarı IMF Başkanı Christine Lagarde’dan, Davos’da Dünya Ekonomik Forumu’nda geldi. Muhafazakar kimliği ile politik hayatta yer alan C. Lagarde, ‘Doğal Kaynak teminindeki zorlukların ve İklim Değişikliğinin yarattığı sıkıntıların, önümüzdeki dönemde ciddi sosyal ve ekonomik sarsıntıları yaratma potansiyeli taşıyor. Yeni bir çeşit büyümeye ihtiyacımız var.  Büyümemiz, ama çevresel sürdürülebilirliğe saygılı, yeşil büyümemiz lazım. İyi ekoloji iyi ekonomidir’; ayrıca, bir soruya cevaben, ‘iklim değişikliği için şimdi harekete geçmez isek, gelecek nesiller haşlanacak, pişecek ve hatta kızaracaktır’ dedi.

İklim değişikliğini gündeme taşıyan diğer bir kişi de, 12 Şubat 2013’de yaptığı geleneksel, Birliğin Durumu konuşması ile ABD Başkanı Barrack Obama oldu. Konuşmasının medyaya fazla yansımayan kısmında Obama, kayıtlardaki en sıcak 12 yılın son 15 yılda gerçekleştiğini; sıcak dalgalarının, kuraklıklar, büyük orman yangınlarının ve sellerin artık daha sık ve şiddetli olduğunu söyledi. Obama, Kongre’ye bir de görev verdi: ‘Kongre, piyasa bazlı bir yaklaşımla, kirliliği azaltmak, halkı iklim değişikliğinin sonuçlarına katlanmaya hazırlamak ve sürdürülebilir enerji kaynaklarına geçişi hızlandırmak için harekete geçsin. Değilse gereğini Başkan olarak ben yapacağım’ dedi. Ayrıca, önümüzdeki 20 yılda evlerde ve işyerlerinde ısraf edilen enerjiyi yarıya indirme hedefini verdi.

Dünyadaki tüm bu önemli aktörlerin, iklim değişikliğinin, tahmin, tesadüf değil bir gerçek olduğunu ifade etmelerinin pek çok kişi ve kurumu harekete geçirmesi beklenmelidir.  Sürdürülebilir büyüme için bir çok önlem gündeme gelecektir.

Almanya, yaptığı enerji yatırımları sonucunda, 2012 yılında bir gün, kullandığı tüm elektrik enerjisini güneş enerjisinden sağladı.

Konuyu bir güvenlik sorunu olarak gören İngiltere Dışişleri Bakanı, kendisine İklim Değişikliği Konusunda Özel Görevli olarak eski bir deniz subayı olan Neil Morisetti’yi atadı.

ABD Pasifik Kuvvetlerinin başındaki Amiral Samuel J. Locklear III, ‘Pasifikteki enbüyük tehdit bir Çin atağı veya Kuzey Kore füze saldırısı değil iklimdeğişikliğidir’ dedi.

Amerika’nın dış politikada etkin yayınlarından Foreign Policy Dergisi, geçtiğimiz aylarda, ABD, ‘büyük stratejisini’ sürdürülebilirlik üzerine oluşturabilir konusunda bir yazı yayınladı.

Ancak maalesef Türkiye’nin bu konuda büyük bir stratejisi yok. EPDK, Türkiye Kömür İşletmeleri ve Enerji Bakanlığı, kömüre dayalı santrallerin kurulması, bunların nasıl finanse edileceği hesaplarını yapmaktadır. Maliye Bakanlığı ve Hazine, yenilenebilir enerji yatırımlarına gerekli desteği vermemekteler.

Buna, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın İklim Değişikliği Şubesini kapatması; Meclis’teki Tabiat Kanun Tasarısı ile, bir çok büyük yatırımı ÇED (Çevre Etki Değerlendirmesi) raporundan muaf hale getirmesi; çevre konusunda denetim yapması gereken İl Çevre Müdürlüklerinin görev yapmaması ve daha bir çok olumsuzluk etkilenebilir.

Oysa sürdürülebilir kalkınma ve iklim değişikliği konuları münferit bakanlıkların dar çerçevesinden çıkartılıp, bir hükümet stratejisi olarak ele alınma zamanı çoktan gelmiştir.