Saturday, August 10, 2013

Büyüme Lobisi

On 5 Ağu 2013, at 12:47, Ali wrote:


Sevgili Yaşar,
Faiz Lobisi, rant lobisi filan anladım da bu büyüme lobisi nedir?

Büyüme kötü bir şey mi de bunun lobisi oluyor?
...

Sevgili Ali,

Öncelikle soruna cevaben söyleyim, Büyüme Lobisi benim tabirim.  Bu, Rant Lobisinin (arsa spekülatörleri, emlak geliştirme işi ile uğraşan inşaat şirketleri vs) bir arkasındaki lobi bence. Orada ayrıca finans kuruluşları (bankalar, borsacılar, aracılar, tefeciler vs) ve petrol/enerji firmaları var. Bunlar kollektif olarak ekonomik büyümeden kazanıyor. Tabii bir sonraki halkada ekonomik büyümeden başka kazananlar da var. Yalnız, hatirlatayım, herkes bu ekonomik büyümeden kazanmıyor.

Ekonomik büyümenin, sürekli büyümenin problemi şu: dünyanın doğal kapasitesi (toprağı, ormanı, nehirleri, gölleri, denizleri, biyolojik çeşitliliği vb) fiziki olarak belli, sınırlı bir büyüklük; artan nüfus ve bu kapasitenin insanlar tarafından hor kullanılması neticesinde (sera gazları, atıklar, toprakların tarım dışı kullanımı vs) bu doğal kapasite devamlı azalıyor. Doğal kapasite azalırken bir de devamlı büyüme, dünyayı büyük bir çevre sorunuyla karşı karşıya bırakıyor ve bunun bedelini Tabiat Ana elbette  bir gün çıkaracak ve insanlar bu bedeli ödeyecek. Bu, su kıtlığı olarak mı olur, yiyecek kıtlığı mı olur, göçler mi olur, yükselen deniz seviyesi nedeni ile su altında kalan yerleşim yerleri mi olur bilmiyorum ama bir şey olur. (Maldiv adaları ile Bangladeş, su altında kalacak ilk yerlerden.  Buraların devlet adamları ülkeler arası iklim konferanslarında ha bire bu dertlerini başka ülkeler anlatıp tedbir aldırmaya uğraşıyorlar.) Ben zaman zaman Ayakizinden bahsederim. Orada hesap şöyle idi: bugün dünyanın tüketimi, 1.4 dünya kapasitesi kadar. Yani dünya, tüketiminin bir kısmını stoktan yiyor: ormanlar azalıyor, sular azalıyor, sular kirleniyor, atmosfer kirleniyor vs. Sanırım buna örnek vermeye gerek yok. Sadece etrafına bak.

Bir kere Lobiciler bu işin maliyetini başkalarına yıkıyorlar. Ben sana atıksu işinden örnek vereyim: Kanunlarımıza göre belediyeler ve üreticiler, attıkları suyu, belirli bir temizlik düzeyine getirip öyle denize, nehire, ortama vermek zorundalar. Ama fiiliyata bakarsan, çoğu zaman ne belediyeler, ne sanayi kuruluşları bunu uygularlar. Ya arıtma tesisleri yoktur, ya kapasitesi yetersizdir, yada işletme maliyeti yüksek diye çalıştırmazlar. İstanbul belediyesi, toplanan atık suyun 2/3'ünü arıtmadan Boğaz'a ve Marmara denizine veriyor. Devlet de (İl Çevre Müdürlükleri) bunu görmezlikten geliyor. Sana kısa vadede sunulan bir hizmetin, bir ürünün, uzun vadeli etkileri topluma kalıyor. Halbuki sen, o hizmetin/ürünün tam maliyetini bilsen belki daha dikkatli davranacaksın. Bir örnek vermek gerekirse: mesela bugün nükleer enerjini maliyetini hesaplarken, yatırım maliyetini, yakıt maliyetini, işletme maliyetini alıyorlar. Sonra bir de çıkan nükleer yakıt atığının bertaraf/ saklama maliyetini alıyorlar (tam olmasada). Bu bertaraf maliyeti, kömürden, doğal gazdan elektrik üreten  firmalardan alınmıyor. Verdiği CO2 atmosfere gidiyor ve sonra küresel ısınma olarak bize dönüyor. Bu bedel ondan alınmayınca, senden de alınmıyor, ve senin maliyetin düşüyor, sende rahat rahat harcıyorsun, tüketimini arttırıp olaya destek veriyor hale geliyorsun. Aynı şekilde kullanılan suyun temizlenmeden atılması sana, deniz kirliliği ve azalan balık olarak geri dönüyor. Böylece, doğal kapasitenin limitlerine yaklaşıyorsun. 

Sürekli büyüme peşinde olan bu Lobi, bu süreci hızlandırıyor. "Ben kazanayım, benden sonrası tufan" diyor. Bu düzenin devamı için, gerekli uygulamaları yapacak bir de politikacılara ihtiyaç var. Aynı şey zaten politikacılar için de geçerli, ben seçimi kazanayım sonrasına karışmam diyor. Demirel'in '90'lardaki lafını hatırla, ben onların verdiğinden 5 fazlasını vereceğim demişti (galiba bir ürün taban fiyatından bahsediyordu). Ekonomi ne olur, memleket ne hale gelir, denizler ne olur, önemli değil, önemli olan seçimi kazanmak.  Dolayısıyla, Büyüme Lobilerinin vazgeçilmez diğer üyeleri de politikacılar. Bunu bizdeki politikacıları kastediyorum diye alma. Hem gelişmiş, hem de gelişmekte olan ülke politikacılarını kastediyorum. Yerel belediye meclis üyelerinden, bakanlara, cumhurbaşkanı, başbakan, diktatörlere, halk cumhuriyetlerindeki valilere, başkanlarına kadar hepsi bunun içinde rol alır. Önde gelenleri, tabiiki payını da alırlar. Örneği her tarafta çok miktarda var. Burada umudumuz Kuzey Avrupa, çünkü onlar herkesten önce bu konuda sıkıntıları görüyorlar.

Büyüme Lobisi iyimi kötümü sen karar ver. Kısa vadeli bakarsan iyi bir şey, fiyatlar ucuzlamış, rahat rahat satın alırsın; uzun vadeli bakarsan kötü bir şey. Sadece kendini düşünüyorsan iyi bir şey. Çocuklarını, torunlarını düşünüyorsan kötü bir şey.