Tuesday, September 8, 2015

İSTANBUL'UN ATIKSU ARITMA GERÇEĞİ

Kadıköy Kurbağalıdere'de kokunun had safhaya ulaşması haberleri üzerine, 2014'de İstanbul'da atıksuların ne kadarının arıtıldığına baktım. İSKİ Faaliyet Raporundan aldığım rakamlar şöyle:

Bu rakamlar milyon ton/ gün olarak verilmiştir.

Kanalizasyonlarda Toplanan Atıksu : 3.2
Biyolojik Olarak Arıtılan Atıksu : 1.1
Önarıtma Tesislerinden Geçen Atıksu : 2.1

Önarıtma tesisleri, büyük hacımlı, suyun sadece üstündeki katı malzemeyi (plastik, kağıt, ağaç, metal vs) ızgaralarda tutan, ama herhangi bir arıtma yapmayan tesislerdir. Derin deşarj adıyla, bu suların bir kısmı Marmara denizine, bir kısmı da Boğaz'ın alt akıntılarına verilerek Karadenize gönderilir.

Marmara'ya giden toplam 1.4 milyon ton/gün atıksu, Kadıköy, Yenikapı, Küçükçekmece ve Büyükçekmece;
Karadeniz'e giden toplam 0.7milyon ton/gün su da, Baltalimanı, Üsküdar, Küçüksu, Paşabahçe ve Kumbaba (Şile) önarıtma tesislerinden çıkıyor.

Ve denizlerimiz ölüyor.

Buna rağmen, maalesef İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı, suların tamamının "çevreye zarar vermeden bertaraf edildiği" yalanını söylüyor (*). Dr. Kadir Topbaş'ın doğrusunu bilmemesi mümkünmü? 

İstanbul Büyükşehir Belediyesinin 12.25 milyar TL'lik 2015 bütçesi içinde yeni arıtma tesisi için bütçelenen tutar 0.1 milyar TL, yani bütçenin %1'inden az. Atıksu miktarı hiç artmasa bile bu tempo ile daha en az 10 yıl daha İstanbul, atıksularının bir kısmını denizlere dökmeye devam edecek. 

Denizlerimiz ölmeye devam edecek.


(*) İSKİ 2013 Faaliyet Raporu

Tuesday, July 7, 2015

Kent İçi Ulaşım ve Karbon

Büyük şehirlerde yaşamanın en büyük zorluklarından birisi trafik sıkışıkları nedeniyle kaybedilen zamandır. Trafik sıkışıklığını ölçen ve şehirleri karşılaştıran Tom Tom Trafik Sıkışıklığı Endeksinde ilk üç sırayı alan şehirler sırayla, İstanbul, Meksiko City ve Rio de Janerio şehirleridir.

Sıralamada listenin üst sıralarinda yer alan şehirler, metro ve banliyö hatları daha kısa; trafik sıkışıklığı az olan şehirler ise, genellikle metro ve banliyö hatları daha fazla olan şehirler olmaktadır.

            



2015 yılı, İstanbul için aslında trafik açısından talihsiz bir yıldır. Zira yapım çalışmaları nedeniyle Gebze-Haydarpaşa ve Halkalı-Sirkeci hatları kapalıdır. Ancak buna rağmen İstanbul’un metro hatları yetersizdir. Nüfus başına metro hatlarının uzunluğu Moskova’da İstanbul’un üç katı, İzmir’de dört katı, Londra’da yaklaşık yedi katıdır. İstanbul Belediyesinin 2019 yılına kadar planladığı tüm yatırımlar gerçekleştiği taktirde, metro uzunluğu 313 km'ye çıkmakta ancak, 100.000 kişiye düşen hat uzunluğu 1,63 km’ye yükselmektedir.

Trafiğin yarattığı sorun, zaman kaybından öte, atmosfere salınan karbon dioksit ve hava kirliliğine neden olmalarıdır. Şehirlerin karbon emisyonlarını azaltmaları için ulaştırmada alınacak ilk tedbirlerden birisi kuşkusuz insanlara arabasız ulaşım imkanının sağlanmasıdır. İnsanlara arabasız ulaşım imkanı sağlandıktan sonra başka tedbirler devreye girmektedir. Mesela, Londra’da hafta içi mesai saatlerinde şehir merkezine girmek için 2003 yılından beri Trafik Sıkışıklığı Vergisi ödenmektedir.  Vergi tutarı, bu yıl arabalara her giriş için  £11,5 dır.


Paris Belediyesi, hava kirliliğini önlemek amacıyla 2020’den itibaren itibaren, 2011’den eski dizel yakıtlı arabaların şehre girişi yasaklama kararı aldı. 2001’den önce trafiğe çıkmış kamyonlar ve otobüslerin şehir içine girmelerine getirilen sınırlama bu yıl Temmuz ayında başlıyor.





Friday, May 29, 2015

İş Dünyasının İklim Değişikliğine Bakışı

Kalifornia’da dört yıldır süren kuraklık, Filipinler’de peş peşe gelen tayfunlar ve daha geçen hafta, İzmir’de, 62 yılın en yüksek günlük yağışının sadece yarım saat içinde düşmesi, yaşanılan iklim olaylarından sadece birkaçı. İklimdeki bu değişmeler, artık şirketleri ilgilendiren bir boyut kazandı. İklim olayları nedeniyle, sigorta şirketlerinin yüksek hasar bedeli ödemeleri, susuzluktan üretim aksaması, girdi temin edilen yerlerde yaşanan aşırı iklimsel felaketler nedeniyle üretim aksamaları şeklinde yaşanılan iklim değişiliğinin etkileri, iş dünyasını harekete geçirmiş durumda.

Geçen hafta 20-21 Mayıs'da, Paris'de, Uluslararası Ticaret Odası gibi iş dünyasının önde gelen kuruluşlarının düzenlediği, İş Dünyası ve İklim Değişikliği konulu bir konferans gerçekleşti. Toplantıda, bu yıl Aralık ayında iklim değişikliğini önlemek – yani, küresel ısınmayı 2 derecede tutmak- için ülkeleri bağlayıcı bir anlaşmanın imzalanmasının beklendiği Birleşmiş Milletlerin zirvesi öncesinde, iş çevrelerinin nabzı tutuldu.

Özel sektörden, 6 milyon şirketi temsil eden ulusal ve uluslarası 25 kuruluş, Unilever, Total, RWE,  Carrefour ve benzeri onlarca büyük şirketin Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su ile yüzlerce şirket temsilcisinin, katıldığı toplantıda, şirketler, iklim değişikliği ile mücadele konusunda görüşlerini ifade ettiler.

Statoil, Glencore, Total gibi büyük petrol, kömür, doğal gaz üreticileri dahil, bütün şirketlerin tepe yöneticileri, atmosfere karbon salmanin bir bedelinin olmasi gerektiğinin altini çiziyorlar. Salınan karbon dioksitin iklim değişikliğinin ana sebebi olması ve önlenmesine destekleri yanında, bütün firmalar, gelecek için "öngörülebilirliğin" önemini vurguluyorlar. İşadamlarının politikacılardan en önemli taleplerinin, bu konularda gelecek için açık, istikrarlı ve öngörülebilir mevzuatın geliştirilmesi ve uygulanması olduğunu tekrar tekrar ifade ediyorlar. OECD Genel Sekreteri Angel Gurria, karbon bedeli için, "emisyonların kafasına kocaman bir sopayla vurun" çağrısı yaptı. Toplantya katilanlar arasinda gerçekleştirilen elektronik bir ankette, katılımcıların 2020 için bekledikleri karbon bedeli 40 $/tonun biraz üstünde, 2030 için de, 100 $'in üstünde çıktı.

Karbon salmanın bedelinin ödenmesinin yaısıra, herkesin hemfikir olduğu diğer bir konu, yıllık $5.3 trilyona ulasmış olan fosil yakıt sübvansiyonlarının kaldırılması. Bir tarafta karbona bedel ödenmesi konuşulurken diğer tarafta sübvansiye edilmesi saçmalığına son verilmesi istendi. Bunun pek çok ülke, şirket ve tüketiciyie önemli etkisi olması bekleniyor

İklim değişikliği ile mücadelede öne çıkan bir üçüncü konu, düşük karbonlu yaşam için, başta enerji, ulaştırma, tarım ve konutlar için yeni teknolojilerin geliştirilmesinin desteklenmesi olarak ortaya çıkıyor. Firmalar bu konudaki çalışmalarından örnekler verdiler. Mesela Nike'in üzerinde çalıştığı, susuz tekstil boyama teknolojisi, önemli bir yenilik olarak önümüzdeki dönemde kullanıma girecek.

Toplantıda konuşan bütün firmaların tepe yöneticileri, iklim değişikliğinin yarattığı tehlikeleri kavramışlar, ve tedbir alıyorlar.

Bu toplantidan sadece bir gün önce Berlin’de ülkelerin Paris Iklim Anlasmasi hazirlik toplantisinda, Alman Basbakani Merkel ile, 21. yy. sonunda sıfır karbon emisyonu için çalışacaklarını ilan etmiş olan François Hollande, toplantının en kıdemli konuşmacısı idi. Hollande, imzalanması beklenen Paris İklim Anlaşması ile, ulaştırmada, üretimde, enerjide, şehirlerin yapımında devrime yol açılacağını ifade ediyor. Düşük karbonlu hayata geçişi finanse edecek gerekli fonlar için, G20 mali sektörün üstüne düşeni yapacağına inandığını belirtti. Bununla Hollande, gerçekten Paris’deki anlaşmanın önündeki en büyük engellerden biri olan iklim fonuna zengin ülkelerin katkı yapması beklenen 100 milyar doların finansmanı sorununun çözülebileceği hakkında önemli bir ipucu verdi.

Toplantıda, Çin Devlet Şebeke Şirketinin YK. Başkanının, 2016 başında Çin'de dünyanin en büyük karbon sınırlama ve ticareti uygulamasının başlayacağı ve bu amaçla yapılan çalışmalar hakkındaki sözleri, bugüne kadar yapılan tenkitlerin aksine, Çin'in iklim değişikliğine karşı tedbir alma konusunda pek çok ülkeden önde olduğunu gösteriyor.

Paris’deki toplantı, yıl sonunda yine Paris'de yapılacak toplantıda, ülkeleri bağlayıcı bir iklim anlaşmanın, şirketler tarafindan desteklendiğini ortaya koydu. Bir konuşmacı gelecek için şu kritik tesbiti yaptı: “iklim değişikliğine karşı tedbir konusunda, Amerika ile Çin anlaştığına ve önderlik yaptıklarına göre, anlaşma imzalanmasa da, düşük-karbon için artık değişim başlamıştır”.

Monday, May 11, 2015

Kuraklık- Kalifornia Bitiyormu?

Önceki haftasonu NY Times Pazar ekinde Kalifornia'daki kuraklık hakkinda uzunca bir yazı çıktı, Kalifornia'nin sonu mu geliyor? diye. Bizler için de önemli olan su konusunda yazıdan bir kaç tesbit:

- Kalifornia'da kuraklık 4. yilinda. Ayrıca göller ve rezervuarlarda bir yıllık su kaldığı söyleniyor
- 1200 yıldır böyle bir kuraklık olmamış
- Bunun "megakuraklıklar"ın başlangıcı olmasından korkuluyor. 
- Kalifornia'da, eyalette harcanan suyun %80'inin tarımda kullanıldığını herkes öğrenmis.
- 1 milyon dönüm sulanabilir verimli tarım alanı su kıtlığından ekilmemiş, nadasa bırakılmış. Yazılan zarar: 2 milyar dolar. Bu yıl 1.5 milyon dönümün daha devre dışı kalması bekleniyor
- Kalifornia'lılar bir badem tanesi yetiştirmek için 4 litre su kullanıldığını öğrenmişler
- Suyu, pirinç, badem, yem bitkileri gibi ürünlerin yetiştirilmesine harcayıp, onların da ihraç edilmesi büyük tepki alıyormus. (Türkiye de Kalifornia'dan badem ithal ediyor)
- Şehirlerde su tasarrufunda epey mesafe katedilmiş. Valinin su tüketiminin %30 azaltılmasi kararı işin ciddiyetini tüketicilere anlatmış. Duşlarin süresi kısalmış:)
- San Fransisco Belediye Başkanı, önümüzdeki 10 yılda, atık suların tekrar kullanılması ve su tasarrufu ile şehirde su kullanımını %50 azaltmayı hedefliyor.
- Tarımın, eyalette gelirin sadece %2'sini, işlerin %3'ünü saılamasi, bazı insanların gözünde değerini azaltmış ve Kalifornia'da tarım için tehlikeye işaret ediyor. 

Saturday, May 9, 2015

Kartellere Ceza

Dünyada 2014 yılında, fiyat yükseltmek için kurulan kartellere verilen cezalar 5.3 Milyar dolara ulaşmış. Bu rakam, bir önceki yıl verilen rekor cezaların da %31 üzerinde. En yüksek ceza veren ülkeler:

- Brezilya $1.6 milyar. Sadece çimento şirketlerine verilen ceza $1.4 milyar. Türkiye'de de en çok       çimentocular ceza almıştır. Anlaşılan bu işin fıtratında var:)
- Fransa - $1.2 milyar, tek bir soruşturma
- Almanya - $1 milyar

$300 milyon üstünde ceza veren diğer ülkeler Amerika, Kore ve Japonya.

Bu işlerin konuşulduğu en popüler mekanlar lokantalarla kahveler imiş.

Bizde kirli işler çoğunlukla otellerde kotarılır ama anlaşılan dünyada pek öyle değil.
Küresel iş dünyası bu ay Paris'de, İş Dünyası ve İklim Zirvesi (*) adlı büyük bir toplantı gerçekleştirecek. İş dünyasından 1200 üst düzey yöneticisinin katılması beklenen, Birleşmiş Milletler ve Uluslararası Ticaret Odası tarafından desteklenen toplantıda, hükümetlere harekete geçmeleri için baskı yapması bekleniyor. Yıl sonunda Paris'de, BM'nin önderliğinde yapılacak ve bu konuda kapsamlı bir anlaşma imzalanması beklenen İklim Konferansı öncesinde hükümetlere çağrıda bulunmaya hazırlanıyorlar.

Zirve'de, Türkiye'de de faaliyette bulunan Scneider Electric CEO'su Jean-Pascal Tricoire, Unilever'in CEO'su Paul Polman ve Glencore petrol ve hammadde ticaret şirketi Glencore'un CEO'su Tony Hayward aktif çalışıyorlar ve öncü rol oynuyorlar.

Toplantı sonrasında, iş dünyasının üç konuda öneriler içeren bir deklarasyon yayınlamaları bekleniyor:
1. Hükümetlerin anlamlı (icabında can yakacak) ya karbon vergisi, ya da karbon sınırlama ve ticareti uygulaması getirmeleri. Bunun hem yeteri kadar yüksek, ama aynı zamanda firmaların bunu planlamalarına dahil edebilecekleri şekilde tahmin edilebilir olmasını istiyorlar. Mesela Shell firması, yatırımların fizibilite değerlendirmesini, ton başına 40 dolar karbon vergisi olduğu varsayımına göre yapıyor.
2. Şehirlerde bina ve ulaştırma yatırımlarının çok daha yeşil olması. Bu konuda yeterli akıllı ve yeşil teknolojiler var, ama kamunun bunları uygulaması, planlamalarına dahil etmesi lazım. 
3. Hükümetlere, enerji karması içinde yenilenebilir enerjinin daha fazla kullanılması için baskı yapılması.

Schneider Electric CEO'su Tricoire, "bugün geldiğimiz noktada artık petrol şirketleri ve enerji yoğun şirketler bile çok ciddi bir problemle karşı karşıya olduğumuzu kabul ediyorlar" diyor. Bu gerçekten, son yıllarda ciddi iş dünyasının, sorunun önemini kavradığını ve hükümetlere baskı yapılmasının gerekliliğini gördüklerini gösteriyor.

Darısı bizim politikacılarımızla iş dünyamıza.



Sunday, January 4, 2015

TÜRKİYENİN KARBON YOĞUNLUĞU ARTIYOR




İklim değişikliğinin küresel ısınmadan, küresel ısınmanın da insan kaynaklı olduğu, bunun da, başta karbon dioksit olmak üzere sera gazı salımının artmasından kaynaklandığı artık çok iyi biliniyor. Bilim adamlarının ezici çoğunluğu bu konuda hemfikir. 2009 yılında Uluslararası İklim Konferansında ülkeler, küresel ısınmanın 2 dereceyi aşmasının çok daha büyük sorunlara neden olacağı ve bunun önlenmesi için karar almışlardı. Şu sıralarda bu önlemlerin neler olacağı ve nasıl uygulanacağı hakkında bir uluslararası anlaşma için çalışılıyor.

Çalışmalar, ABD Başkanı Obanma ile Çin Devlet Başkanı Xi’nin geçtiğimiz Kasım ayında ulaştıkları uzlaşma, 2015 yılında Paris’te imzalanması hedeflenen anlaşma için ümitleri arttırdı. Kyoto Protokolünden farklı olarak bu kez tüm ülkelerin karbon salınımları azaltma yükümlülüğü üstlenmesi hedefleniyor.

Türkiye’nin karbon salınımı (CO2 eşdeğeri olarak) 1990- 2012 arasında %133.4 artış göstermiştir.  Aynı dönemde dünyanın karbon salınımı ise sadece %52.3 artmıştır. Kişi başına salınımı, 2012 yılında 5.8 ile diğer ülkelere kıyasla nisbeten düşük durumdadır. 2010 yılında Türkiye’nin kişi başına karbon salınımı, 210 ülke arasında 83. sıradadır. Türkiyenin kişi başına karbon salınımı pek çok zengin ülke ve petrol üreticis ülkenin gerisindedir.

Ancak Türkiye’nin gelişmişlik düzeyine göre karbon salınımı olumsuz bir durum göstermektedir.
                                   

CO2 Salımı
Milyon Ton
Mili Gelir
Milyar Dolar
Mili Gelir/CO2 Salımı
Ton/(000)Dolar
2008
366.5
742.084
0.494
2009
369.7
615.356
0.461
2010
403.5
730.324
0.552
2011
424.1
773.939
0.548
2012
439.9
785.741
0.560
ARTIŞ
%20
%5.9
%13.4

Karbon yoğunluğu”, ülkelerin, 1000 dolarlık milli gelir elde etmek için harcadıkları karbon miktarını gösteren bir göstergedir. Türkiye, 1990’lardan 2008 yılına kadar karbon yoğunluğunu azaltmayı başarmıştır. Ancak tablodan da görüldüğü gibi, 2008’den itibaren karbon yoğunluğu tekrar artış göstermeye başlamıştır. 2008-2012 yılları arasında karbon yoğunluğu %13.4 artmıştır.

Türkiye, kişi başına karbon salımı düşük olmasına karşın, karbon yoğunluğu  yüksek düzeydedir . Mesela, 1000 dolarlık milli gelir için Amerika 330 kg, AB ortalama olarak 220 kg CO2 salarken, Türkiye, AB’nin yaklaşık 2.5 katı, 560 kg CO2 salmaktadır.

Türkiye’nin karbon yoğunluğu, her 1000 dolarlık milli gelir için, 1995’deki 1,382 kg’dan 2008’de 494 kg’a düşmüş iken bu tarihten sonra azalmanın artışa dönmesi ilginç ve açıklanmaya muhtaç bir durumdur.

Karbon yoğunluğunu azaltmak için başlıca üç yaklaşım öne çıkmaktadır: (1) enerji verimliliğinin arttırılması, (2) düşük karbonlu enerji kaynaklarının kullanılması, (3) ekonomik yapının düşük enerji yoğunluklu bir değişimi gerçekleştirmesi.


Türkiye hükümeti, bunlardan, enerji verimliliğini arttırmak için faaliyet gösterirken, diğer iki konuda halen yeterli kararlılığı koymaktan uzaktır.